ISPARTA 32

Örnek Reklam Alanı

Reklam buraya

TARİHÇESİ

Isparta’nın ilkçağlardaki tarihi, öncelikle Pisidya bölgesinin genel tarihi akışı içinde ele alınmalıdır. Gerçekte, Isparta ve çevresinde Hititlere ait bazı eserlerin ele geçirilmiş oluşu; bu bölgedeki Hitit hakimiyetine işaret ederse de Isparta’nın bu devirlerdeki şehir tarihini, tam anlamıyla açıklığa kavuşturmak mümkün değildir.

Tarihi dönemlerde Hitit egemenliği altındaki bu bölgeye daha sonra İyonlar ve Lidyalılar hakim olmuşlardır. M.Ö.546 tarihinde Perslerin Lidya Devletini yenmesi ve Anadolu’ya hâkim olmaları ile Isparta; Perslerin üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmıştır.

Büyük İskender, MÖ 333 yılında Lidya’yı alarak tarihi Asya seferine başladı. Önce Sagalassus’u alan İskender, daha sonra Dinar’a geçerek Pisidia‘nın tamamını ülkesine bağlamış oldu.

Pisidia, İskender İmparatorluğunun parçalanması ile Seleukos‘ların hissesine düştü. Daha sonra da Bergama Krallığına bağlandı. Bu Krallığın M.Ö. 2. yüzyılda yıkılmasını izleyen günlerde, Romalılar Anadolu’yu ele geçirmiş oldular.

Ağlasun’un eski önemini kaybetmesinden sonra Isparta, Psidya Piskoposluğunun (daha sonra Rum Metropolitliği’nin) merkezi haline geldi.

Roma yönetiminin ikiye ayrılması üzerine Isparta ve çevresi, Doğu Roma İmparatorluğu‘na bağlanmış oldu.

İlk Yunan muhacirleri Anadoluya çıktıkları zaman buranın güzelliğini işitmişler ve Isparta anlamına olarak (İs-Barid) demişler. Bu kelime zamanla (Sparta – Isparta) şeklini almıştır. Her şeyden önce .Pisidia kelimesi üzerinde durmak faydalı olacaktır. Anadolu kıtası daha büyük İskenderin hakimiyetinden önce ondört bağımsız parçaya ayrılmış bulunuyordu. İşte Pisidia bugünkü Isparta ile Burdurun bir kısmını teşkil ediyor. Ve (Isauria – Beyşehir). (Seydişehir), (Phylia – Antalya) ve (Phfygia – Burdur) ilinin bir kısmı ile Kütahya ve havalisiyle çevreli bulunuyordu. Isparta : Romalıların önemli ve meşhur bir şehri idi. Hristiyanlığın tamamıyle yerleşmesinden sonra, burası bir Piskoposluk merkezi idi. Burada Isparta adına para basılmıştır.

    Isparta da gülcülüğün binlerce yıl gerilere giden, eski, köklü bir tarihi yoktur. Isparta gülcülüğü, en çok 150 yılı bile geçmeyen bir tarihe sahiptir. Daha gülcülük Isparta’da bilinmez iken Burdur, Denizli, Çal yörelerinde Gül tarımının yapılmakta olduğu bilinmektedir.         
    Gülcülüğü Isparta’ya, Yalvaç ilçesinden gelip Isparta’ya yerleşen Meydanbeyoğlu, Mehmet İzzet’in oğlu İsmail Efendi getirmiştir. Bu getirişin de çileli, çok ilginç bir öyküsü vardır. 
    İsmail Efendi, iyi bir medrese eğitimi almış ve kendini sürekli geliştirerek görüş açısı oldukça geniş bir kişi olarak yetişmiştir. Gülcüzade İsmail Efendi’nin ilk ticari teşebbüsü dokumacılık olmuş, çeşitli ustalardan aldığı bilgilerle kurduğu dokuma tezgahları sayesinde bu mesleğin Isparta ve Burdur çevresinde hızla yayılmasını ve bir çok kişinin bu mesleği öğrenmesini sağlamıştır. 1889 yılında Bulgaristan’a bağlı Kızanlık bölgesinden Denizli’nin Çal ilçesine gelen bir tapu memurunun gül çiçeğinden yağ elde edebildiğini öğrenmesi ile bu kişi ile mektuplaşmış ve Gülcülük üzerine geniş bilgilere sahip olmuştur.         İ
    İsmail Efendi her Isparta’lı gibi bilinçli, uyanık, yeni bir şeyler öğrenmeye, yapmaya susamış, kendine güvenli, çalışkan, sabırlı, hırslı, direnme gücü olan, inatçı kişiliğe sahip bir kişi idi. O vakte dek, Isparta ovasına ne ekilip dikilir ise pek gelir getirmiyor, çalışıp çabalamalar boşa gidiyordu.        
    İsmail Efendi şöyle komşu illere Burdur, Denizli, Çal yörelerine doğru bir geziye çıktı. Oralarda ne ekip dikiyorlar, topraktan nasıl daha çok gelir sağlıyorlar baktı, çekti. Gülcülük büyük oranda yapılır ise iyi para getirir, Isparta topraklarında da gül yetişir, kanısına vardı. Hiç vakit geçirmeden otuz dekar toprak sağladı. Çukurları açtırdı. Çevrede bulunan süs güllerinin içinden yağ gülü olabileceklerden, fidanlar aldı. Otuz dönüm yerin otuz dönümüne de gül dikti.        
    Yeni dikilen gülün üç ile beş yıl sonra en iyi ürün vereceğini biliyordu. sabırla gül bahçesini aksatmadan suladı, yabani otları yoldu, çapaladı, o günlerin koşullarına göre zararlı böcekleri öldürücü ilaçlar attı.        
    Daha üçüncü verim yılı gelmeden gülyağı çıkarma işinde kendine gerekli olacak araçların bazılarını yerli ustalara Isparta’da yaptırdı. Ustaların yapma güçlerinin dışında kalanları da Bulgaristan’a dek gitti; oradan aldı, geldi. Güzelce, noksansız bahçesine kurdu. Gülyağı çıkarırken gerekecek suyu da “Bambullu Ceviz” denen yerden getirdi, bahçesine akıttıktan sonra, sabırla üçüncü ürün yılını beklemeye başladı       
     Parasal yönden de sıkıntı, bunaltı içindeydi. Müthiş paraya gereksinmesi vardı. Büyük bir girişimde bulunmuş, atılım yapmıştı. Otuz dönüm toprak sağlamış, çukur kazdırmış, gül fidanlarını diktirmiş, gülyağı çıkarılmasında gerekli olacak araçlara da pek çok para vermiş, yatırım yapmıştı. İyi ürün alır, gülyağı çıkarır, eline toptan para geçerse, harcını borcunu ödemeyi düşlüyordu. Dört gözle beklemekte olduğu üçüncü ürün yılı geldi. Don, kar, kış, rüzgar, yağmur, dolu… anlayamadığı bir tabiat olayı nedeniyle gül fidanları hiç çiçek vermediler. Emekleri, harcadığı bunca para boşa gitti. Umudunu bir yıl sonrasına, dördüncü ürün yılına bağladı. O yıl da bahçesi iyi çiçek verdi; bu kez gülyağı çıkarma yöntemini bilmeyişi yüzünden başarılı olamadı…

Eğirdir Gölü, Türkiye’de Isparta il sınırları içerisinde bulunan en önemli göllerimizden birisidir. Eğirdir Gölü günün her saatinde ve her mevsiminde farklı bi renk alır. Ayrıca Türkiye’de bulunan 2. tatlı su gölüdür. Ayrıca eğirdir gölü büyük bir biyolojik çesitliliği bakımından ön sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de bulunan 454 kuş türünden 225 ine Eğirdir Gölü ev sahipliği yapmaktadır. Ev sahipliği yaptığı kuş türlerinin yanı sıra Eğirdir Gölü balıkçılık, tarım ve içme suyu temini konusunda önemli bir yer tutar. Gölde yetiştirilmekte olan sudak ve kerevit türlerinin tamamı ihraç edilerek büyük katkı sağlamaktadır .

 
Eğirdir Gölü’nün Oluşumunda karstik yapı baş rol oynamaktadır. Ana kalker üzerinde yer alan çöküntü oyuklarının birbiriyle birleşmesiyle oluşmuştur .
Eğirdir Gölü’nün yapısı ve kapladığı alan 517 kilometre kare yüz ölçümü ile Türkiye’nin 4. büyük gölüdür. Doğu-batı uzunluğu 10-15 km arasında değişirken kuzey-güney uzunluğu 50 km dir. Eğirdir Gölü yaklaşık, 3309 kilometrekare bir havzanın suyunu toplamaktadır. Göl denizin 0 noktasından 916 metre yükseklikte bulunmaktadır. Ortalama derinliği 12 metre olup yer yer 16.5 metreyi bulmaktadır.
 
Eğirdir Gölü yer altı kaynak suları ve çevrede bulunan akarsu ve pınarlardan beslenmektedir. Bu akarsu ve pınarlar: Kanlı Palamut Pınarı, Karaot Avlığı Pınarı, Koca Pınar ve Havutlu Pınarlarıdır. Eğirdir Gölü kuzeyden güneye doğru uzanır. Gölün etrafında bulunan sarp kayalar ve çevresinin ormanlık olaması çok hoş görüntü oluşturmaktadır.
Ülkemizin en önemli lavanta üretim alanı Isparta’nın Keçiborlu ilçesine bağlı Kuyucuk Köyü’nde bulunmaktadır. Lavantalar genellikle Kuşçular, Kuyucuk Ardınçlı ve Aydoğmuş köylerinde üretilmektedir.

Kuyucuk köyüne varmak üzeriyken yol boyunca sağlı sollu tepelere kadar uzanan lavanta tarlaları görselliği ile muhteşem görünmektedir. Kuyucuk köyü turistlerin akınına uğramamış saf, güzelliği bozulmamış bir köydür.

 
Köyün belirgin büyük bir meydanı bulunmamaktadır. Sokakların da kerpiç evleri ve kaldırım kenarlarından fışkıran kocaman lavanta öbekleri bulunmaktadır. 1975 yılında yörenin gül tüccarı Zeki Konur tarafından Fransa’dan getirilen lavanta fideleri otuz aileye on beş kök şeklinde dağıtılmıştır. İlk başlarda gül tarlalarının kenarlarına dikilmiş, ticari amaçla ekimlere ise 1990’lı yıllarda başlanmıştır. Susuz ve kurak olan tarlalar boş kalmasın diye lavanta fideleri ekilmiştir. Bugüne kadarda 3000 hektarlık alana kadar yayılmıştır.
Köyde herhangi bir kooperatifleşme bulunmamaktadır. Lavantaların hasat sonrasında bir kısmının yağı çıkarılır, bir kısmı da desteler yapılarak kurutulup, düğün, davet ve organizasyon firmalarına satılmaktadır. Lavantalar haziran sonunda morarmaya başlar. Temmuz ayında ise çiçekleri patlayınca mosmor olur. Temmuz sonu ağustos başında ise hasat dönemi başlar. Hasat sırasında lavantalar orak veya hızar tarzı bir bıçakla dipten değil ortadan kesilir. Bir sonraki yılda ise kesilen yerden lavantalar tekrar büyür. Bir kökten on beş hatta yirmi yıl boyunca üretim yapılır.

Örnek Reklam Alanı

Reklam buraya