Alanya Tarihi

Reklam Alanı

Reklam buraya

alanya_norra_cypern_magasinet_turkiet

Güzel Alanya’mızın insanoğluna beşiklik yaptığını ilçemizin kuzeydoğu istikametine düşen Bademağacı Köyü ile Oba Beldesi arasında sınır teşkil eden Kadıini Mağarasında 1957 yılında Prof. Dr. Kılınç Kökten’in araştırma ve incelemeleri sonunda bulunan insan iskelet ve fosilleri bunu kesin olarak doğrulamaktadır.Hatta 1993 yılında Hacettepe Tıp Fakültesinden gelen bilim adamlarını Kadıini Mağarasına götürdüğümde burada bulunan iskeletlerin Amerika’ya götürülüp incelendiğini karanlık çağlarda bile insanoğlunun kafa tasına müdahale edildiğinin izlerini tespit ettiklerini bana söylemişlerdi.

.Bu güzel mağarayı görmek isteyenler için Cikcilli Hacıbaba yoluyla Kadıpınarı Piknik‘in bulunduğu yere varırsınız, o güzel piknikte dinlenip,yeyip,içtikten sonra zorda olsa o dik yokuşa tırmanıp bu güzel mağarayı gezmek sanırım sizleri binlerce yıl gerilere götürecektir.

Bu kadar derinlere inen zengin bir tarihin mirasçısı Alanya’mız bulunduğu yer itibariyle de bazen Kilikya, bazen de Pamphylia topraklarından sayılmıştır. Tarih babası Herodotos bu bölge için şunları yazar : ” Bu bölgede yaşayanlar Truva Savaşı sonrasında (M.Ö. 1820) buraya gelip yerleşirken, buradaki çeşitli kavimlerin gelenlere ev sahipliği yaptıkları bilinmektedir. “Bu cümleden olarak Hititlerin bu bölgeye kadar gelerek M.Ö. 14. yüzyılın ilk yarısında altı bin kadar insanı öldürüp, Kilikya ve Pamphylia’yı kendilerine bağladıkları görülür. Pamphylia , “çok ırklı ,çok cinsli ” anlamına gelen bir sözcüktür, ilçemiz topraklarının verimliliği ormanlarının sıklığı, sahil şeridine aşılması güç bir set çeken Torosların sarp yamaçları bu yöreden gelip geçenlerin dikkatini çekerek, bir çoğunu bu güzel beldeye alıkoymuştur.

Bununda böyle olduğunu bu günde görmüyor muyuz? Bugün itibariyle Alanya’ miza yerleşen Avrupalıların sayılarının 56 bine vardığını hepimiz biliyoruz. Hatta Alanya Belediyesi onlar için özel bir mezarlık yeri ayırtmıştır.

Alanya’mız insanoğluna mesken olduğundan bu yana bilinen dört isimle günümüze kadar gelmiştir. Şimdi bunları sırasıyla inceleyelim.

Kaynak: Likya Bilişim’in Sayın Haşim Yetkin’den aldığı izin ile “Alanya; Dünden Bugüne Alanyada Yaşam” adlı eserinden derlenmiştir. Alıntı yapılamaz, izinsiz kullanılamaz.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
KIZIL KULE

Alaaddin Keykubat 1221 yılında Alanya’yı fethettikten sonra öncelikle Türk Deniz Hakimiyetinin en büyük sembolü olan Alanya Kalesinin gerdanlığı Kızılkule’yi yaptırmak için Kettanizade EburRahaoğlu Halepli Ebu Ali’yi görevlendirir. Ebu Ali o devirde kale ve kule yapımında son derece uzman bir kişidir. 1215 yılında Sinop Kalesinide o yapmıştır. Alaaddin Keykubatın Alanya’yı fethinden 5 yıl sonra Kızıl Kule’nin yapımı tamamlanır. Kızılkule 8 köşeli 5 katlı en doğu yönündeki yerden yüksekliği 33 m. batı cephesindeki yerden yüksek­liği ise 30 m. dir. Kendi muhteşemliği ve büyük­lüğünün yanı sıra askeri konu­mundan dolayı giriş kapısı o nisbette küçüktür. Her kim girerse (çocuklar hariç) başını eğmeden geçemez. Kızıl Kuleye göre devede kulak misali bu kapıdan içeri girdiğimizde sizi güler yüzle karşılayan Müze görevlisinden rica ederek Kızıl Kule’nin kocaman kilidini görmeyi ihmal etmeyiniz. Birinci kat Alanya ve yöresinden toplanan Etnoğrafik eserlerden oluşan bir Müze görünümündedir. Birinci katta Kule’nin tam ortasında yine Kule gibi sekizgen şeklinde dördüncü kata kadar yükselen Kule’nin omurgasını oluşturan aynı zamanda askerlerin su ihtiyacını karşılayacak olan sarnıç görevini üstlenmektedir.

ALANYA TERSHANESİ

Sultan Alaaddin Keykubat Kızıl kule‘nin büyük kitabesindeki Sultanül Bahreyn ” (iki denizin Sultanı) olma arzusunu gerçekleştirmek için Kule’nin yapımından iki yıl sonra (1228) tersanenin yapımını sağlamıştır. Tersanenin kuzeye bakan giriş kapısının üzerinde yine Selçuklu Sülüsüyle yazılmış bir kitabe kitabenin sağında Tersaneyi bekleyen askerlerin kalacağı bölüm, solunda deniz tarafında ise bir mescit mevcuttur. Genişliği 1.60 m. yüksekliği 2.50 m. içeri girdiğimizde, genişlikle her biri 7.70 m. boyları 42.30 m. olan beş gözden birisi ile karşılaşırız. Bu gözler içerden birbirine dörder küçük kemerli gözle bağlıdır. Eskilerde beş büyük göz den üçüncüsünde bir tatlı su kuyusu varmış, şu anda içerisi deniz artıklarıyla dolu olduğu için kapalıdır. En son gözden hemen onun b 1361 de Kıbrıs Kralı Antalya’yı zaptettiğinde Antalya Beyi Mahmut’a tekrar eski günlerine dönmesi için 1364 de o zamanki Alaiye beyinin denizditişiğindeki Topane kulesine açılan yöre halkının şeytan deliği dediği bir geçit vardır. Buradan Topane kulesine geçmek mümkündür. Bu muhteşem yapıt için bakınız bir yabancı yazar ne diyor” Bu eserAlaiye‘nin ve Dünya ‘ nın en meşhur eseridir. Zannedersem bu tersane Selçukilerin yegane tersanesini meydana getirmektedir.Böyle kıymetli bir bina kıymetli neticeler çıkarmamıza vesile olur” Bu tersane Osmanlı döneminde de işlerliğini korumuş.en gemiler gönderdiği bilinmektedir. Hatta diğer Türk beyleriyle anlaşıp elde bulunan Alaiye Beyliğinin donan­masını Kıbrıs üstüne göndermişti. Şüphesiz bu donanma tersanede yapılıyordu, yine bu tarihlerde Alaiye‘de iyi gemi ustaları vardı. Yeni gemiler yapılıyor ve eskileri kalafat ediliyordu.Daha önceleri burası çevre denizcileri tarafından kullanılan ve harıl harıl küçük teknelerin yapıldığı bir yerdi.

234066192

ALANYA MÜZELERİ

Müzeler, dünyada yaşamış insanların dönem dönem büyük emekler çekerek oluşturdukları eserleri ve tabiat olaylarının kayda değer bütün örneklerinin en güzel şekilde sergilenip insanoğlunun hizme­tine sunulduğu kurumlardır. İnsanoğlunun beşiği durumundaki güzel Alanya’mızda bulunan Arkeolojik ve Etnoğrafik değerlerin gerek açık ve gerekse kapalı mekanlarda sergilenerek yerli ve yabancı turistlere açılması geçte olsa 1967 yılında yapımı tamamlanarak hizmete sunulan müze binamızda gerçekleşmiştir. Daha önceki yıllar­da İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı mahzenlerde oradan oraya taşınarak birçok değerlerin yıpranmasına kırılıp yok olmasına neden olmuştur. Gönül isterdi ki Alanya yöresinde bulunan Arkeolojik ve Etnoğrafik değerlerin bir çoğunun yersizlik ve ilgisizlik yüzünden kaybolmadan asıl binasına taşınmasıydı. Alanya merkezinde Damlataş plajı yakınındadır. Müzemiz dört ayrı bölüm­den ve iki katttan olan müze binasının alt kısmı Arkeoloji müzesi üst katı ise idari bina olarak kullanılmaktadır.Arkeoloji Müzesi ülkemizdeki “tek tip” müze projelerindendir. Gaziantep, Yalvaç ve Kars müzeleri ile aynı plan özelliğindedir. İki seksiyonun bulunduğu müzede ; Alanya ve çevresinden derlenen Etnoğrafik nitelikli eserler ile Anadolu Kronolojisini ortaya koymak amacıyla Anadolu Medeniyetleri Müzesinden getirilen arkeolojik eserlerin yanı sıra bölgeye ait eserler sergilenmektedir. Alanya Müzesinin simgesi durumundaki Herakles heykeli için de ayrı bir salon bulunmaktadır. Birinci bölümde yörede bulunan Arkeolojik eserler sergilenmektedir. Bu bölümde tarih öncesi ve sonrası yaşamış Frigya, Lidya ve Bizanslılara ait sayısız eserlerle birlikte değişik dönemlerdeki kralların, imparatorların ve beylerin kendi adlarına bizzat Alanya’mızda bastırdıkları çeşitli devirlere ait paralar ve müzemizin maskotu durumundaki MS. II Yüzyıl şaheserlerinden Herakles‘in bronz heykelini görebilirsiniz. Neredeyse bu güzel eserde (Herakles) yurtdışına kaçırılmak üzereyken zamanın jandarma bölük komutanı yüzbaşı Nejdet ÇAMUSCU (Merhum) nun üstün gayretleri sayesinde önlenmiştir.

39039,alanya-muzesi-33

KAYNAK:http://searches.safehomepage.com/search/web?fcoid=417&q=alanya%20tarihi

Reklam Alanı

Reklam buraya

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*